Bilinçaltı nedir?

Bilinçaltı: Psikolojide kişinin iç dünyasının bilinçdışı olarak adlandırılan süreçleri arasında varolduğu kabul edilen bölgedir.

Bu bölge, bir yandan, kişinin hayvansı doğasından devraldığı ama toplumsal evrim süreci içinde uygarlığa geçişle birlikte denetim altına soktuğu birtakım “kaynak”; öte yandan, unutulmuş uyarıların, algıların ve toplumda geçerli genel değer yargılarına ters düştüğü için kişinin açığa vurmayı göze alamayıp bastırdığı, bilincinin dışına attığı arzu ve anıların biriktiği bir “depo” işlevi görür.

Bilinçaltında yatan bu güdüler, arzular, anılar, düşünceler, çoğu zaman bilince çıkmazlar, çıkarmazlar. Çünkü algılanmışlarsa da uyarı-algı-bilinç süreci içinde “gereksiz ayrıntı” sayılarak unutulmuşlar ve belleğin bir köşesine atılmışlardır; bu anlamda bellekte unutulmuş uyarıların, algıların bulunduğu bölüm ile bilinçaltı çakışır.

Ancak çok güçlü bir uyan üzerine bellekten/bilinçaltından çıkıp apansız akla gelirler. Ya da kişi, bu güdüleri, arzulan, anıları, düşünceleri benimsediği, dışavurmak üzere büyük bir istek duyduğu halde çevresiyle ters düşeceği kaygısı içinde sansür eder, bastırır, eşdeyişle bilinçaltına atar. Bastırmayı gerçekleştirmek için harcanan ruhsal enerji ağır basmıştır.

Ama bilinçaltının derinliklerinde yatanlar onlara kişinin duyduğu istek ölçüsünde bilince çıkmakta direnirler ve çoğu zaman “bilinç eşiği “ni aşamasalar da eşdeyişle bilinçli bir eylem, davranış biçimi olarak boy gösteremeseler de rüyalarda, dil sürçmelerinde, nevrozlarda kendilerini gösterirler. Bilinçaltının incelenmesi demek olan ruh çözümlemesinde (psikanaliz) rüyalara, dile, anlatıma verilen özelönem bundan ötürüdür.

Kimi düşünceci filozoflar, bilinçaltını “bilinmesi olanaksız” olarak nitelerler. Gerçekte Freud ile birlikte bilinçaltının keşfi yönünde büyük bir adım atıldı ve bilincin bugünkü düzeyinde bilinçaltı tam anlamıyla aydınlatılabilmiş değilse de psikanaliz birçok ruhsal hastalıkların tedavisinde olumlu bir rol oynayabilmektedir.

Altbilincin özellikleri

Freud’a göre altbilinç ruhsal yapının en derin ancak en önemli bölgesidir. Altbilincin yapı taşlarını dürtüler oluşturur. Bunlar yaşam boyu algılanmazlar. Ancak dürtü istekleri, dürtü tasarımları ve doyuma zorlayan güçleriyle ayırdedilirler. Değişik istekler, zıt duygular ve birbirlerinin karşıtı olgular  altbilinçte birbirlerini rahatsız etmeyen karmaşık bir birliktelik içindedirler.

Karşıt olgular, uyumsuz kavramlar ve çelişkili güçler birbirlerini dışlamazlar, bu bölgede etik yasaklar da geçersizdir. Zaman kavramı yoktur. Kargaşa altbilincin işlev ve ögelerinin temel bir özelliğidir. Tek amaç, bebeğin anında süt araması gibi, geciktirilmeyen tam doyumdur. Zıt isteklerin aynı anda belirmesi, onların birbirlerinden uzaklaşması sonucunu doğurmaz. Böylesi durumlarda yer değiştirme, birleşme, yoğunlaşma ya da ortak bir amaç bulma (uzlaşma) yoluna gidilir.

Altbilinçte yadsıma ve kuşkunun da yeri yoktur. Yadsıma, gelişmenin daha ileri dönemlerinde önbilinç geliştikten sonra etkinleşir. Uyuşmayan dürtüsel istekler birbirleriyle kolayca yer değiştirebilir. Yer değiştirme bir tasarımın başka bir tasarım ya da düşüncenin yerini alması, onun yerine geçmesi ile belirginleşir. Ayşenın süt yerine emzikle, çikolata yerine oyuncak arabayla yetinmesi gibi. Bazen de birkaç tasarım bir imgede yoğunlaşır (condensation).

Ruh çözümlemesinde yoğunlaşma konumundaki bir duygu ya da bir olgu ile ilgili çok değişik, birbirleriyle ilişkisi yokmuş gibi görünen, oral, anal, genital kaynaklı birçok çağrısım ortaya çıkar. Bunları bir süre için bir bütün içinde anlamak ve nedenlerini araştırmak olanaksız görünür. Yoğunlaşmanın en çarpıcı örneklerini psikotik hastalar verir. Bu hastaların bazıları belli, bir tarih belirtip dünyanın ne zaman batacağını, kıyametin ne zaman kopacağını bildirir.

Bazıları ise ölecekleri günün tarihini bildirirler. Bunu anlamak terapistler için çok güçtür, çünkü böylesi tarih belirtıne durumlarında yıkıcılık, öldürme tasarımları, suçluluk duyguları, yasaksevi (incest) eğilimleri, dağılma korkuları vb.nin yoğunlasarak yeni bir alaşım yaratması söz konusudur.

Freud altbenliğin temel özellikleri olarak anında ve tam doyum arama, işlevlerinde kargaşa ve oynaklık sergileme, ruhsal ögelerde yer değiştirme ve yoğunlaşma, amaçlarını kolayca değiştirmeyi belirtmiştir. Bekleyememe, anında doyum arama ve yer değiştirme gibi özelliklere ‘Birincil süreç’ adınıvermiştir. Geciktirme, bekleyebilme, süreklilik, nesne ve amacın değişmemesi ‘ikincil sürecin‘ özellikleridir.

Birincil süreç ve haz ilkesi altbilinçte egemenken, ikincil süreç ve gerçeklik ilkesinin egemenliği önbilincin temel özelliğidir. Altbilinçte zaman kavramı bulunmaz, ögeler değişmez ve zaman aşımina uğramazlar. Ruhsal aygıtın, nedensellik kurallarının işlemediği ve mantıklı düşüncenin bulunmadığı, örgütleme yetileri hiç gelişmemiş, ulaşılmaz ve karanlık bir bölümüdür.

Olgular zamana bağlı olarak değişmez. Altbilincin temel ögeleri zaman aşımına uğramaz, zamana karşın aynı kalırlar. İstem ve uyaranlar bu değismezlikleri ile ölümsüz izlenimi verirler. Tüm bu niteliklere ilkellik ve çocuksu oluş eşlik eder. Altbenliğin tümü, benlik ve üstbenliğin ise ancak küçük bir bölümü bilinçdışıdır.

Hayalgücünün önemli rolü

Einstein "Hayalgücü bilgiden daha güçlüdür" derken şaka yapmıyordu. Hayalgücü hisseden zihninizi etkileyen ve programlamanızı sağlayan atölyedir. Fikirleri hayata geçirmeden önce orada tartar, prova yapar ve gerçeğe dönüştürmeye başlayabiliriz. Fakat onun gücü sadece olumlu duygularla sınırlı değil. Bir haksızlığa uğradığınızda ve eve gelip yatağınıza uzandığınızda hayalgücünüzde o kişiye haddini bildirmek veya durumu değiştirmekle ilgili görüntü veya hisler oluşabilir.

O kişiden fiziksel olarak uzak bir mesafede bile olsanız hissettikleriniz yüzünden yatağımızda öfke ve sinirle boğuşuyor olabilirsiniz. Aynı şey güvenle evinizde uyurken bir kabusla korku içinde uyandığınızda da geçerlidir. Mantıklı olarak güvendesinizdir fakat hayalgücü rüyadaki olaylara tepki vermektedir. Ve hissettiğiniz korku son derece gerçektir.

Bilinçaltı nasıl etkilenir?

İncil "Başlangıçta söz vardı ve söz Tanrıy'dı" kelimeleriyle açılıyor. Eski İbrani kültüründe insanlar Tanrı'nın ismine odaklanarak meditasyon yaparlardı. Budizmde semboller büyük önem taşır ve uzun anlatımlar yerine ilahi fikirler sembollerle ifade edilirdi. Bütün antik kültürler kelimenin gücünü insanın sahip olduğu en büyük güç olarak tanımlamışlardır. 

Etkili bir konuşmacı kelimeleriyle duygusal zihninize nüfuz edebilir. İçinizde milliyetçilik, vatanseverlik, özgürlük veya düşmanlık gibi duyguları da harekete geçirebilir. Telkinin gücünü ve duygusal zihnin prensiplerini iyi bilen birisi olarak Hitler'in konuşmaları her zaman insanların değer ve inançlarına yönelik duygusal içerikler taşırdı. (Hitler ve propaganda ile ilgili makaleme buradan ulaşabilirsiniz) Duygular arttıkça mantıklı zihnin yorumlama gücü azalır. Acil bir durumda insanların nasıl mantıksız davranabildiği son derece şaşırtıcıdır.

Sözlükte "bilinçaltı" ne demek?

1. Bilinçdışı olmakla birlikte, dilendiği zaman kapsamındakilerin bilince çağrılabildiği zihin bölgesi, şuuraltı, tahteşşuur.

Cümle içinde kullanımı

Bilinçaltı bir baskı, belki de ilk kez su üstüne çıkıyordu.
- Ç. Altan

Bilinçaltı kelimesinin ingilizcesi

adj. subconscious, deep, subliminal
n. id, subconscious, depth

Son eklenenler

opu
npn

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç